İlmek İlmek Cehennem

Yazmayalı çok zaman oldu. Kaç yazıya daha böyle başladım? Neden yazmıyorum? Yazamıyorum. Anlatacaklarım bitti sanırım. Ya da anlatabileceklerim. Anlatamıyorum. İçimdeki huzursuzluğu, içimi kemiren duyguları, benliğimi yiyip bitiren ruh asalaklarını anlatamıyorum. Bir boşluk var içimde. Dolduramıyorum. Geçmişe duyduğum öfkeden başka bir şey kalmadı sanırım elimde. Gelecek? Hah hah, geldi bile. Yaşadım geleceği çoktan. Geleceğimin de geçmişimden […]

Devamını Oku

Halimiz Duman

Halimiz duman. Kaçıncı tekrarda bilmiyorum. Az önce muhtemelen bağırarak bu şarkıyı söylüyordum. Muhtemelen diyorum çünkü kulaklıkla dinliyordum, yüksek sesle dinliyordum. Ve kendi sesimi az biraz duyuyordum. Buna şahit olmak zorunda kalan yan odalardan ve odamdaki atomlardan özür dilemeyeceğim. Nasıl sözlerdir bunlar? Nasıl yazılır abicim bunlar? Halimiz duman. Halimiz duman. Yediğim kazıkları düşünüyorum. Sevdiklerimi. Sevip de […]

Devamını Oku

Acıyla Alınıp Acıyla Satılan

Acılar insanı olgunlaştırırmış. Kendimin acısıyım ben. Kendimden kaçamadığıma göre her an acı içindeyim. Dolayısıyla her an gelişim halindeyim. Ama aşırı olgunlaşınca meyve yenmez değil mi? Çürür. Sonunda çürüyeceğim işte ben de. Çürüyüp kokacağım. Tiksinerek, eldivenle tutup atacaksınız beni uzak köşelere. Rahat uyuyabileceğiniz bir yere. Beraber uyumayacağız canım. Ya öyle mi? Benden uzak olduğunuzdan rahat uyuyabileceksiniz […]

Devamını Oku

Utanç Günlüğü – Başarısız Bir Utanç Denemesi

Gelin bir yazı dizisi oluşturalım. “Utanç Günlüğü” olsun ismi de. Başkası adına utandığınız zamanlar olmuştur. Biraz da benim adıma utanın. “Elemim bir yüreğin karı değil, gitme ey yolcu gel beraber ağlaşalım” Böyle hatırlıyorum mısrayı. Yok böyle değilmiş. “Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım / Elemim bir yüreğin karı değil, paylaşalım.”[1] Paylaşıp utancımı azaltırım belki. Psikolojide, […]

Devamını Oku

Muskasız Konuşsam Çarpılır mıyım Hocam?

Bilgisayardan ilk yazma deneyimim. Kağıda yazıp bilgisayara geçiyordum normalinde. Bir sefer de telefona yazmıştım. Bakalım bu yazı nasıl olacak? Arka planda “LP” ablamızın “Lost On You” şarkısı çalıyor. Seviyorum bu şarkıyı. Beni anlatıyor. Sözler efsane. Ses fevkalade. Kadının sesini ilk duyduğumda ağzım açık kalmıştı. Mecazi manada değil. Gerçekten ağzım açık kalmıştı. Çünkü erkek sanmıştım, bir […]

Devamını Oku

Sahte Mutluluk Karşılığı Kendini İpotek

Kendimle yazışmayalı bayağı oldu. (Kendime gönderdiğim smsleri saymazsak.) Geçen sürede bende pek bir değişiklik olmadı esasında. Akşam ezanı vakti. Okundu okunacak. Sıkılmıştım gene. Uzaklaşmak istedim, yurttan, çevremden. Gene. Aldım küçük not defterimi -kalemim zaten her daim cebimde-. Düştüm caminin yoluna. Bu sefer kitapçıya uğramadım. Havamda değilim. Zaten ezberledim kitapların yerini. Vicdanımı rahatlatmak için ikindi namazımı […]

Devamını Oku

Zindandayız. Gelsene.

Telefondan ilk yazma deneyimim. Kıytırık bir uygulama indirdim. Üstte, numaranın kime ait olduğunu öğrenebileceğimi söyleyen Adsense reklamı. Arka planda Sıla söylüyor. Yan Benimle. Fena değil (haftalar sonra açılan parantez: Fena değil diyen ruh halimi şeetsinler. Efsane.) Son albümünü pek beğenmedim gerçi. Neredeyim? Balkanların ve Ortadoğu’nun en büyük camilerinden birisinin bahçesinde. İkindi vakti. Ezan okunuyor. Sıla […]

Devamını Oku

Yazar Ne Yazar Ne Yazamaz

Yazamıyorum. Düşünürken güzel. Sayılır. Ama yazarken kelimeler anlamsızlaşıyor. Dünya, içeriden gördüğüm gibi değil galiba. Sanırım hislerimin his zannettiklerinin pek bir değeri yok dışarıda. Yazma tekniğim yok. Var aslında: baştan savma. Haliyle okunmaya değer şeyler çıkmıyor ortaya. Okunmaya değer olmayan hissetmeye değer olur mu? Okunan hissedilmiyorsa, hissedilen okunmuyorsa, hissedilen yazılmıyorsa değer olur mu? Veyahut hissedilmeye değer […]

Devamını Oku

homi-no-idea

Homo Sapiens Sapiens 2.0 vs Homi-no-idea

“Sizi sevmiyorum ey insanlar! Ah pardon. Böyle başlamamalıydım. Sizi sevmek istiyorum ey insanlar, hem de çok sevmek istiyorum ama sevmiyorum.”[1] Böyle başlıyor Ömer Faruk Dönmez Bir Yobazın Günlüğü’ne. Burası da az gelişmiş bir günlük, ben de görece yobaz olduğuma göre, ama en önemlisi insanları sevme hakkındaki duygularımız sayın Dönmez ile birebir örtüştüğünden yazıya böyle başlamamda […]

Devamını Oku

Esarete Hasret

Saat 20.11 Kendini dinlemek için yanlış bir zaman. Herkes uyanık. Gecenin sesi bastıramıyor diğer sesleri. İç ses duyulmuyor. Kafalar karışık değil henüz. Gündeliğin uğraşı bitmedi hâlâ. Güncel terk etmedi içimizi ve dışımızı daha. İçeride bir yerde cılız bir şey var yalnız, yalnız. “Şey, her şeyi tutan bir şey”[1] İçten içe ­­­­­“Bu hayat benim değil, aynadaki […]

Devamını Oku