Kategori: İç Ses

İçimden geçenler

26 Mart 2018

Bir Umuttur Öldüren İnsanı

Ne yazmışım üste? “Kimsenin ölmediği zamanlarda yaşamak, Düşünen kimse için dramdır bu bayım” 14 gün önce yazmışım. O zamandan bu zamana azaldı mı dramımız? Ölen birileri oldu mu? Oldu. Ne demiş şair? “İçimde ölen biri var.”[1] İçimde ölen biri var. “Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey”[2] Bir şeyler ölüyor içimde, her şeyi öldüren bir şeyler. “Ey vakti durmak doruğunda yaşayanlar!”[3] Var […]

6 Ocak 2018

Adam Olmak / Büyük Adam Olmak Üzerine Birtakım Sancılar

Bir süredir yazmıyordum. Ne kadar süredir? Çok süredir. Yazmıyordum ama düşünüyordum. Pek çok şey üzerine. Yok be, pek çok değil aslında. Düşünüyordum işte. Düşünceler bir nörondan diğerine zıplamaya çalışırken aralarda bir yerde kayboluyordu. Puff. Bir anda gitmiş. Yerini bilen yok. Nereden geldiğini görebilen yok. Samsa olsaydı, o yardımcı olurdu belki kayıp düşüncelerin izini sürmeme. Yok bu aralar. Sanıyorum o da kayboldu bir sinaps boşluğunda. Neyse, […]

7 Aralık 2017

Her Şey O Gün Başladı

Her şey o gün başladı. Ne klasik cümle. Başlamadan evvel bitmişti. Bitmek başladı. Başlamak bitti. Her şey anlamsızlaştı -belki de hiç olmadığı kadar anlam buldu.-. Zaman ve mekân önemini yitirdi. Bu bitim ve başlangıcın patikasında mürekkep yolunu buldu. Kâğıdı bildi. Zaman ve mekân önemini yitirdi. Mürekkep kâğıtta yol aldı da gönle vardı. Gönlü buldu. Gönül taştı, kâğıt bent oldu. Anlam kendini buldu. Her şey o […]

28 Kasım 2017

Kimsenin Hayali Yok mu?

Kimsenin hayali yok mu? Yoksa herkes hayalini mi yaşıyor? O hayallere ve yaşananlara ben neden uzağım? Neden yabancıyım? “Yok gibi yaşamak bu, kalkıp kurtulmak gibi kalabalıktan”[1] Nerenin yerlisiyim? Herkes istediğini mi yaşıyor? Öyleyse ben neden yaşayamıyorum? Yoksa onlar da mı yaşamıyor? Öyleyse neden sadece ben yabancıyım buraya? Neden dahil olamıyorum? Neden dışarıdayım? Sistemdeki parazit miyim? Muhafızlar, yakalayın beni! “İşte yakalandık, kelepçelendik”[2] Yargılayın ve infaz edin. […]

5 Kasım 2017

Sevmek İsyandır

Kendi kendime yaptığım konuşma, yazışma, sevişme… Ne derseniz işte. Temellendirmeden, içimden geldiği gibi konuştum. Haliyle kopuk oldu. Her neyse, buyurunuz efenim: — Sevmek başlı başına bir isyandır. İsyan -> şikayet, rıza göstermeme ve reddediş. Karşı çıkış. “Seni anlatabilmek seni Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana …”[1] “Kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın”[2] ve “yanık yağda boğulan yapıların arasında”[3] sevmek isyan değil de nedir? “Delirmek hakkını […]

30 Ekim 2017

Çakmak Alevinde Yaşam

Kötüyüm be Samsa. İyi değilim. Yaşayamıyorum. Nedir ki yaşamak? “Yaşamak bir çakmak alevi kadar aramızda”[1] Bu melankolikliği atamıyorum üzerimden. Enerji ve istek yok. Pişmanlık ve yorgunluk var sadece. Neyin pişmanlığı? Adem olamamanın pişmanlığı. Ne bok yiyorum lan ben? Sanki yazarken bile yabancıyım kendime. Kimle konuşuyorum? Kimi konuşuyorum? Duygularıma yabancılaştım sanırım. Evet evet, duygularıma yabancılaştım. Hislerime uzaktan bakıyorum sadece. Yaşamıyorum onları. Rol yapıyor gibiyim. Zevk almıyorum. […]

26 Ekim 2017

Eşref-i Mahlûkat Kimdir, Kime Denir?

Bu deftere yazmayalı kaç ay oldu acaba? 6 ay olmuş. Özledim demeyi isterdim. Hah hah, Hikmet Benol’un Bilge’ye yazdığı mektup geldi aklıma. “Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım …”[1] Acıklı bir mektuptu. Hüzün doluydu. Kalem tutmayı unutmuşum ya hu. “Ya hu” demeye de son zamanlarda alıştım. Güzel bir öbek bence. Öbek ne ya hu? Unutmuşum yazmayı. İlginç. Yok […]

20 Ekim 2017

Kelimenin Çıkmazında

Duygularımız bizim mi? Biz mi seçtik? Duygu seçilir mi? Seçilmez. Değiştiriyorum; duygularımız bize mi ait? Kelimeler… Bizi yönetiyor. Kısıtlıyor. Fazla kelime bilmek zincirimizi uzatıyor sadece. Kaybettik saflığı. “baba”/“anne” dediğimizde kaybettik bize ait olanı. Harfsiz ve kelimesizliğimizi kaybettik. Kirlettik hisleri, kirlettik saflığı. Bize ait sandığımız duygular bize sahip oldu. Hisler esaret altında. Kelimelerin işgali altında. Dilimiz yönetiyor bizi. Konuştuğumuz dil değiştirdi beynimizi. “biz” kalmadı. “ben” kalmadı. […]

6 Ekim 2017

Gelip de Bulamamak

Geldin kadın, geldin de ben bıraktığın yerde bıraktığın gibi değilim be. Geldin eyvallah da, ya gidişin? Neleri alıp gittin de gelişin yerine koyamadı onları? Ayrılık demiş şair, sevdaya dahil[1]. Zarif şairimiz cevap vermiş: “Başını alıp gitmek sevdaya dahil değil.” Ayrılık farklı şey başını alıp gitmek farklı şey kadın. Bence tabii. Bilmez miydin Oğuzcuğum Atay’ı çok sevdiğimi? Ve bilmez miydin O’nun, albayına: “Ben vedaları sevmem albayım, […]

27 Eylül 2017

Bir Yağmur Sabaha Kadar Yağmayan

Yazmayalı iki hafta olmuş. Yazabilmek için hissetmek, yaşamak lazım. Hissetmeyeli ne kadar oldu acaba? Ya da yaşamayalı? Ya his sandıklarım sanrıdan ibaretse, ne yaparım? Ne yapıyorum ya da? Aslında hislerimin his sandıklarının çok yoğunlaştığı anlar, günler oldu ama yazacak takati bulamadım kendimde. Cesaret de şuna. Cesaret edememek korkmak demek. Korkacak bir şeyler gerek. Doğru, korkacak bir şeyler gerek. Oraya geleceğiz ileride. Şimdilik, bir dakika. E, […]