Zindandayız. Gelsene.

Telefondan ilk yazma deneyimim. Kıytırık bir uygulama indirdim. Üstte, numaranın kime ait olduğunu öğrenebileceğimi söyleyen Adsense reklamı. Arka planda Sıla söylüyor. Yan Benimle. Fena değil (haftalar sonra açılan parantez: Fena değil diyen ruh halimi şeetsinler. Efsane.) Son albümünü pek beğenmedim gerçi.

Neredeyim? Balkanların ve Ortadoğu’nun en büyük camilerinden birisinin bahçesinde. İkindi vakti. Ezan okunuyor. Sıla ise “Yan Benimle” diyor. İronik.

Daraldım. Göğsüm sıkıştı. Acıkmıştım. Bi adana yedim dayıda. Sonra yürüdüm. NT’ye girdim. Bir saate yakın oyalandım. Ne zaman daralsam kitapçıya giderim. Sonrasında da camiye. İkisi de huzur verir bana. Dört beş resim çektim. Kitap resmi. Daha sonra ayrıntılı araştırırım diyerekten.

Arkadaşı bekliyorum yazacaktım ki, arkadaş aradı. Geliyorum falan bir şeyler diyordu. Nasıl oldu anlamadım namaz kılma mevzusuna geldik ve kendimi abdest alırken buldum. İlk rekata yetişemedim ama kıldım cemaatle. Camiden çıktım arkadaşı gördüm. Önce o görmüş beni. Elinde takkem ve bez tokam. Al demiştim gelirken.

Günahlar birikti kalbimde. Çıkamıyorum huzura huzurla. İki yüzlülüğü de geçtim, kaç yüzüm var bilmiyorum artık. Kendimi ben de tanıyamıyorum artık. Hangi ben bu, bilmiyorum. Ben’den kaldı mı biraz onu da bilmiyorum. Huzur istiyorum ama günahlarımdan vazgeçemiyorum. İki yüzlülük yorucu. Günah da yorucu. Yalnız seccademin yönünde şefkat[1] demiş üstad ama seccademde ızdırap var be hocam. Ne kafir olabildim ne mü’min. İkisinden de yarım. Ortada ise kocaman sıfır. Geçelim efendim. Sonu gelmez bu muhabbetin.

Arkadaşla beraber çıkmak istemiştim. Yalnız kalmak istememiştim. Oysa pişman oldum şimdi. Arkadaşı aramıştım çünkü yanımda defter ve kalem yoktu. Yazamazdım. Yazamayınca da yalnız kalmak acı verirdi. Bulduğum uygulama ise kafi geldi yazmak için. Tek bakışta yalnızca üç satır görebiliyorum ama olsun. O da kafi. Arkadaş ceket alacağım falan diyordu. Abi dedim amacım kapalı mekandan kaçmak zaten. Çimlerde yayılalım anasını satayım ne AVMsi, amacımız bu olsun gün içinde bi ara gider alırız dedim ceketi. Sanmıyorum. Namazı bitince gelecek yanıma, hadi gidek, diyecek. Ben ters bakacağım. Ya abi burada ne yapıyoruz diyecek. Halden anlamaz adamı sevmiyorum. Bu çocukla arkadaşlığımız aynı odayı paylaşmaktan ibaret zaten. Derin bir şey yok. Kafamız da pek uymuyor. Düşünceleri bana göre sığ biraz. Ya da bana öyle geliyor. Ben benden zeki olmayan adamla yakın olamıyorum abi. Bu kadar kibir cehenneme gitmek için yeterli diyeceksiniz belki ama, abicim olmuyor ya. Dediğim şeyin tahlilini yapmak istemiyorum. Cümlemi üçüncü tekrarlayışımda anlayan adamla anlaşamamakta haklıyım diye düşünüyorum.

Bir şey fark ettim. Kağıda yazarken ki ben ile telefona yazarken ki ben arasında fark var. Düşünceler farklı. Ekranlar nasıl da parçalara ayırmış benliğimizi… Bunu düşüneceğim. Her neyse arkadaş aradı. Geliyor buraya doğru. İşte orada. Eyvahlar olsun.

 

 

19.02.2017

 

[1]: Necip Fazıl Kısakürek – Zindandan Mehmed’e Mektup

 

Zindandayız. Gelsene.” hakkında 1 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.