Sahte Mutluluk Karşılığı Kendini İpotek

Kendimle yazışmayalı bayağı oldu. (Kendime gönderdiğim smsleri saymazsak.) Geçen sürede bende pek bir değişiklik olmadı esasında.

Akşam ezanı vakti. Okundu okunacak. Sıkılmıştım gene. Uzaklaşmak istedim, yurttan, çevremden. Gene. Aldım küçük not defterimi -kalemim zaten her daim cebimde-. Düştüm caminin yoluna. Bu sefer kitapçıya uğramadım. Havamda değilim. Zaten ezberledim kitapların yerini. Vicdanımı rahatlatmak için ikindi namazımı da eda etmeye çalıştım. İkame etmek nerede? Ancak yarım yamalak eda ediyoruz (mu?). Namazdan sonra ise yürüdüm biraz parkta. Ne saçma yazıyorum be!

Sevgili günlük,

Okula gittim. Öğretmenim bana kızdı. Yalnız oynadım. Biraz da ağladım. Eve geldim. Sütümü içtim. Şimdi de yatıyorum. İnsanlar böyle yapar değil mi? Kendine iyi bak. Yarın görüşürüz.

“Görüşmeyelim. Böyle saçma yazacaksan görüşmeyelim.” diyebilecek olsaydı der miydi kalem kağıt? Derdi. Yazmazdı kalem, yazdırmazdı kağıt.

Duygusuz oldum galiba. Ölüyorum, ölüyoruz lan duygusuzluktan. Doktor! Yaz bir duygu dolu mutluluk hapı. Bak bunu yazıyorum ama her yerde bulunmaz. Günde bir defa al. Hatta gün aşırı da alabilirsin. Fazlası zararlı. Azı değil mi? Tok karnına alacaksın. Aç alırsan zehirler. Yok doktor yanlışın var. Tok karın zehirler duyguları, düşünceleri, sahicilikleri.

Gittim eczaneye. Verecek mutluluk kalmamış. Uzun zaman önce ipotek altına alınmış tüm mutluluklar. Hafta içleriyle hafta sonları satın alınmaya başlandığından beri, pahası biçilemez gençlik ucuz ihtiyarlık karşılığı satışa çıktığından beri, hayallere kayyum atanıp sahte gerçeklik altında düşler kaybolduğundan beri ve cancağızım, ölümden öte önceliklerimiz oluştuğundan beri ipotekliymiş tüm mutluluklar.

Ama üzülmemeliymişim. Uzun zamandır böyle yaşıyorlarmış yaşamayı unutanlar. Yaşanılabiliyormuş yaşamanın ne olduğu unutulunca. Uzun zamandır da mutluluğu arayan yokmuş zaten. Bulundu sanmışlar sanırsam mutluluk dört haneli rakamlarda. Mağazalarda sıraya girmişler satın almak için mutluluk olduğunu sandıkları şeyleri.

Hayır dedim, istemiyorum böyle mutluluk. Reçetemde ne yazıyorsa onu ver bana.

Tapınaklarınızda rakamlar eritip tüketmeyeceğim ömür denen sermayemi.

Markalarda devşirmeyeceğim mutluluk sandığınız şeyi.

Ömrünü satıp, istediğini(?) alabilme(devşirme) özgürlüğünün(?) haklı(!) mutluluğunun(?!) verdiği sahte tebessümü istemiyorum.

AVM adlı tapınaklarınıza, banka dükkanlarınıza İbrahim usulünce girip yerle bir etmek istiyorum inandıklarınızı ve tapınmakta olduklarınızı.

Vitrin adı verilen teşhir yerine indirmek istiyorum balyozumu, dıt dıt beyin kemiren rakam avcısını parçalamak tırnaklarımla, yeni çağın piramitlerini toz etmek gözlerimle ve yükselerek ayaklarımın altına aldıklarımla: “Ey insanlar, bir mutluluk bulun içinde hüzün olmasın! Ey insanlar, bir kalbiniz vardır, hatırlayın onu!” demek, balyozumu, sözlerimi ve tüm sahtelikleri orada bırakıp yalnız yüreğimi alıp yanıma usulca uzaklaşmak istiyorum korkar bakışlardan; her şeyi söylemenin mümkün olduğu, göz yaşlarına mısralarda dokunulabilen o uzak ülkeye doğru.

 

 

26.02.2017

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir