İlmek İlmek Cehennem

Yazmayalı çok zaman oldu. Kaç yazıya daha böyle başladım?

Neden yazmıyorum? Yazamıyorum. Anlatacaklarım bitti sanırım. Ya da anlatabileceklerim. Anlatamıyorum. İçimdeki huzursuzluğu, içimi kemiren duyguları, benliğimi yiyip bitiren ruh asalaklarını anlatamıyorum. Bir boşluk var içimde. Dolduramıyorum.

Geçmişe duyduğum öfkeden başka bir şey kalmadı sanırım elimde. Gelecek? Hah hah, geldi bile. Yaşadım geleceği çoktan. Geleceğimin de geçmişimden çok da farklı olmayacağını içten içe bilmenin verdiği o huzursuzluktan kaçamıyorum. Kaçsam da nereye? Geçmişte beni bekleyen bir şey yok. Gelecekte arzuladığım bir şey yok. Şimdi? Şimdide ise yaşadığım bir şey yok. Kaçacak yerim de kalmadı artık.

Nefes alıp veriyorum. Yaşıyor muyum? Ah, kendi elimizle cehenneme çevirdik içimizi. Sezai Karakoç’un buna benzer bir sözü vardı. Kendi elimle cehenneme çevirdim içimi. Cehenneme herkes kendi ateşini götürür derler. Öldükten sonrasını bilmem de, içimdeki cehennem için bu doğru. Kendi odunumu taşıdım. Kendi ateşimi yaktım. “yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem…” şeklinde bir ayetle tasvir ediliyordu cehennem. Ayetin tamamını hatırlamıyorum. Hangi surede olduğunu da. Numarasını da. Hatırlamam da bir şey ifade etmeyecek sanırım. Her neyse, oradaki yakıt insanlar ve taşlar. Burada ise -içimde- duygularım, hayallerim, hislerim, geçmişim, şimdim ve geleceğim. İçten içe yanıyorum yani. Yana yana tükeneceğim sonunda. İçi boş bir beden olarak kaldığımda -şu an öyle olmadığımı iddia etmek hayli zor- bilmiyorum acı çekmeye devam edecek miyim?

Acılarımın kaynağından kaçmaya çalışırken kaçtığım yola döşenmiş mayınlara basıyorum. Tuzaklarla çevriliyor yolum. Kendi tuzaklarımla. Kendi mayınlarımla. Kendi ektiğim pıtraklarla doluyor kaçış yolum. Her hamlem açmaz. Bu duruma pat diyoruz. Ama hayatta pat olmaz. Olsa olsa mat olur. Kendimle oynadığım satrançta mat oldum. Kazanan kim? Neyi kazandı kazanan? Kaybeden neleri kaybetti? Yeni el açmak için ortaya koyacak bir şey kalmadı elimde. Masadan kalkma vakti geldi. Nereye gideceğim şimdi? Bir nefes daha alabilmek için neyimi satacağım? Satacak ne kaldı? Kendimi sattıktan sonra, ne vardır ki satabilecek kadar bana ait olsun?

Sorduğum sorunun cevabını buldum. “İçi boş bir beden olarak kaldığımda bilmiyorum acı çekmeye devam edecek miyim?” demişim. İçim boşmuş zaten. Uzun zaman önce satmışım yok pahasına ben’i. Ve evet, içi boş bir beden olarak kaldığın zaman çok daha büyük acı çekilirmiş. Bu son mu? Daha fazlası gelemez değil mi? Daha fazla ne olabilir ki? Hah hah. Son değil. Daha yeni başladık. Neden kendimi öldürmüyorum ki? Hah hah. Acının büyüğünden kaçmak için. Ne kadar kaçacağım? Ömrün kadar.

Lan amk, milletin ne dertleri var! Sen kim oluyorsun da kıçı kırık hayatın için burada edebiyat yapıyorsun ki? Düşünüyorum, millet ne acılar çekiyor. Ne dertler var millette. Bendeki dert mi? Bendeki ne ki? Sahi, bendeki ne arkadaşım? Bilmiyorum. Yeminle bilmiyorum. Yok lan, biliyorum aslında. Biliyorum da, kabul etmek istemiyorum. Aslında biraz da bilmiyorum. Bildiğimi düşündüğüm şeyin doğru olup olmadığından bir türlü emin olamadığımdan, bilmiyorum işte.

Off, off, offff………

İnsanlardan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem demiş şairin birisi. Beni benden kaçırırsam sorun çözülecek aslında. Sorun bende arkadaşım. Sıkıntı benim. Bu gün birisine dedim şaka yollu, “Arkadaş benim yaşamamam lazım aslında. Ben yaşama göre değilim. Ben yaşayacak adam değilim.” Beceremiyorum yaşamayı. Yaşamak nedir ki? Kimlere canlı denir ve kimler ölüdür? Ben ne kadar canlıyım ve ne kadar ölüyüm? Bir şarkı sözü o zaman: Öldüm ama hayattayım, tarifi çok zor.

Kendinizi gömdünüz mü hiç? Ben gömüyorum. Ama benlerden hangisini gömüyorum? Hep yanlış olanı. Hep, yaşaması gerekeni. Hep, hep, hep, hep, hep var olması gerekeni gömüyorum ve bunu gömdükten sonra fark ediyorum –şanslıysam –ya da şanssızsam– .

Kelimeleri tekrar etmeye başladım. Bir süredir var bu. Sanki ne kadar vurgulasam da eksik kalacakmış gibi hissediyorum anlamsızca. İşin kötüsü bunu farkında olmadan yapıyor olmam. Bazen kendi kendime konuşuyorum farkında olmadan. Kendime söylendiğim oluyor bilinçsizce. İçimden geçirdiğim bir şey yüzünden seslice kızıyorum bazen kendime. Farkında olmadan oluyor bu. Sanırım sıyırdım sonunda. Hah hah. Ya da hüngür hüngür. Olacak olandan ne kadar kaçabilirsin ki? En fazla, olacak olana doğru kaçarsın. Ne kadar sürede varacaksan oraya, ancak o kadar kaçabilirsin olacak olandan.

“bitti o şiir, başka mısra gerekmez.” A. Cahit Zarifoğlu

 

                                                                                  25.04.2017(not düşün bu tarihe: “Yazarın, intihardan ilk söz edişi.” Öldüğüm zaman bakarsınız belki tarihe, arada kaç saat var, kaç anı, kaç hüzün…)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir