homi-no-idea

Homo Sapiens Sapiens 2.0 vs Homi-no-idea

“Sizi sevmiyorum ey insanlar! Ah pardon. Böyle başlamamalıydım. Sizi sevmek istiyorum ey insanlar, hem de çok sevmek istiyorum ama sevmiyorum.”[1] Böyle başlıyor Ömer Faruk Dönmez Bir Yobazın Günlüğü’ne. Burası da az gelişmiş bir günlük, ben de görece yobaz olduğuma göre, ama en önemlisi insanları sevme hakkındaki duygularımız sayın Dönmez ile birebir örtüştüğünden yazıya böyle başlamamda bir sakınca görmüyorum.

Bütün insanlığı kucaklayacak kadar geniş göğsümün olmasını istiyorum bazen. Göğüs diye bir organ yok. Tıbbını da al git haydi. Geleceğin başbakanı. Ama sonraları iğreniyorum insanlardan. Bir an kendimi Homo sapiens sapiens 2.0 onları ise Hominoidea olarak görmekten alamıyorum kendimi. (“Kendimi” karışık oldu. Fazla mı yazdım, yazmasam eksik mi olurdu bilemedim? –soru işaretini yanlış mı kullandım acaba?-) Mesela bu hominoidealar kendisinden başkasını düşünmezler. Düşünseler bile karşısındakinin çıkar sağlanmasından da mutlaka bir çıkarı olur. Kısa-orta vadede mutlaka bir fayda sağlarlar bu durumdan. Kendi sürülerinden olmayanı fırsatları varsa yok ederler. Olmadı ezerler. Gülerler. Aşağılarlar. Yok bir yerleri yemiyorsa –ona göt diyoruz canım- yüzlerine gülerler, arkasından söverler. Bir tökezlemeye görsün, tekmeyi basarlar. Eğlencede sınır tanımazlar. Birisiyle -kendilerinden olmayan- dalga geçilmesi onlar için eğlenceli bir güldürü olur örneğin. Övülmeyi pek severler. Övülebilmek için yalandan överler. Hominoidea dedik ama bunların omurgaları pek gelişmemiştir. Sınıflandırma hatası. Yanlışlıkla olacak omurgalılar sınıfına almışlar bunları. Yanıltmasın sizi. İsterseniz deneyebilirsiniz omurgalarının ne kadar sağlam olduğunu. Menfaati olan ufak bir şey sunun nasıl da eğilir, bükülür, yuvarlanır, şekilden şekle girerler. Omurgalılarda böyle şeyler olmaz değil mi? Ben hominoidea diyorum onlara ama onlar kendilerine insan diyor. Ah yazık, zavallı yavrucak nasıl da üşüyor? Aşkım kuaförde dergide gördüm, homo sapiens sapienslerin soyu tükeniyor, hominoidelar ise kontrolsüz şekilde çoğalıyormuş. Ne kadar acıklı değil mi? %12 işsizlik, eksi büyüme ile çok oy kaybedecek hükümet. Bence de bıraksınlar artık, aşkım tuzu uzatır mısın? Beceremiyorlar değil mi? Evet hayatım. Onay, üzüntü ve manalı baş sallamalar. Araçlardaki oyuncak köpekler gibi sallarlar başlarını. Ve her şeyi unutturan çatal kaşık sesleri. Aa, vallahi bırakmam, çok güzel bir café biliyorum. Yemekten sonra oraya gideceğiz mutlaka. Kafeye giderken dilencilere de cebinizde ağırlık yapan bozukları atarsınız. Ama yüzlerine bakmadan. Çünkü başınız, size ne kadar da merhametli olduğunuzu sözleriyle ya da gözleriyle anlatacak birilerini arıyor olacak o sırada. Ver geç. Bekleme yapma. Vicdanlar rahatlasın. Gene kurtardınız milleti, memleketi. İnsan olmak için şartları yerine getirdiler değil mi? Müziklerinden ve servisinden şikayet edilen mekanda garsonu beklerken konuşacak bir şeyler lazımdı. Biz de insanız canım. Çay da mı içmeyelim? İçin. Afiyet olsun. Boğazınıza dursun. Bunlar insansa sevmiyorum ben insanları. Ben de. Sevmek de istemiyorum artık. İstiyorum. İnsan olmanızı istiyorum. Sahteliklerden sıyrıldığınız zaman, midenizdeki değil de gönlünüzdeki boşlukları doldurmaya karar verdiğiniz zaman ya da üstatça: “etinizle kemiğinizle bu sokağın malı olduğunuz zaman”[2] sevebilirim sizi. Ben sevsem ne sevmesem ne? Siksinler sevgimi. Onu da yaptılar ya? O başka yazının konusu, geçelim. Aslında bu yazının da konusu olabilir. Hayır, ona kitap ayırmak gerek belki. Kendini çok abartıyorsun. Olabilir. Önemli olan sevilebilecek birisi olmanız kanımca. Yoksa sizler var ya hominoidealar, sizler hiçbir sevgi zerreciğini hak etmiyorsunuz. Hak etmedikleriniz bir bir ellerinizden alınacak. Hak etmediğiniz yerden, hak ettiğiniz yere düşmeye başlayınca ellerinizden alınanların acısıyla -kuyruk acısı diyoruz ona- sağa sola saldırmak için koşuştuğunuzda birbirinize çarparak zerrelere ayrılıp yok olacaksınız. O zaman nefes alınabilir bir dünya kendiliğinden inşa ediliyor olacak.

 

                                                                                                          20.02.2017

 

[1]: Ömer Faruk Dönmez – Bir Yobazın Günlüğü sf 7

[2]: Necip Fazıl Kısakürek – Kaldırımlar II

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.