Eşref-i Mahlûkat Kimdir, Kime Denir?

Bu deftere yazmayalı kaç ay oldu acaba? 6 ay olmuş. Özledim demeyi isterdim. Hah hah, Hikmet Benol’un Bilge’ye yazdığı mektup geldi aklıma. “Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım …”[1] Acıklı bir mektuptu. Hüzün doluydu. Kalem tutmayı unutmuşum ya hu. “Ya hu” demeye de son zamanlarda alıştım. Güzel bir öbek bence. Öbek ne ya hu? Unutmuşum yazmayı. İlginç. Yok be nesi ilginç? Bu konuşma bir yere varmayacak böyle. Şöyle devam edelim: İnsanlarla hayvanları birbirinden ayıran şey nedir? Yanlış oldu. Hepimiz hayvanız. Bizi diğer hayvanlardan farklı kılan ne? Üstünlük iddiamızın dayanağı ne? Bizi diğer hayvanlara muktedir eden nedir? Ya da muktedir miyiz? Evet öyleyiz. Ama bunun dayanağı ne? Hangi haklı gerekçeye dayandırıyoruz bunu? Daha zeki olmamıza mı? Bu çürük bir temel. Kimsenin zekası aynı değil. Bizden daha zeki olan bize muktedir olduğunda isyan edebiliriz. Ne biçim bi ifade bu ya? Aynı kapıya çıkıyoruz hep. Hep aynı yere varıyorum. “Duydun mu yüklenmediğini dağların?”[2] “Ne vahim emanettir zaman ve mekan”[3] insan ile hayvanı ayıran şey imandır belki de. İman olmadığı zaman yaşanan şeylerin ne anlamı oluyor ki? Çekilen acıların, verilmeyen hesapların, içeride kalanların ne anlamı oluyor? Ölüm son ise ne gerek var yaşamaya? Ne gerek var bu sefil hayatı çekmeye?

Amaaann, her neyse, nelveda…

 

18.09.2017

 

[1]: Oğuz Atay – Tehlikeli Oyunlar sf. 383
[2] – [3]: Rahmi Kaya – Düşlerimin Uzak Uçları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir