Adam Olmak / Büyük Adam Olmak Üzerine Birtakım Sancılar

Bir süredir yazmıyordum. Ne kadar süredir? Çok süredir. Yazmıyordum ama düşünüyordum. Pek çok şey üzerine. Yok be, pek çok değil aslında. Düşünüyordum işte. Düşünceler bir nörondan diğerine zıplamaya çalışırken aralarda bir yerde kayboluyordu. Puff. Bir anda gitmiş. Yerini bilen yok. Nereden geldiğini görebilen yok. Samsa olsaydı, o yardımcı olurdu belki kayıp düşüncelerin izini sürmeme. Yok bu aralar. Sanıyorum o da kayboldu bir sinaps boşluğunda. Neyse, o bulur çıkacak bir yol.

Düşüncelerim kayboluyordu dedim. Kayboluyordu ama tarifsiz, tanımsız bir şekilde ağırlığı artıyordu kafamın. Kaybolup da kanserleşen düşünceler örümcek gibi örüyordu sanki kafatasımı. Neyle örüyordu? Sancıyla. İşte bu! Sancı. Düşünmenin yoldaşı. Sancı. Ağırlaşan kafanın yükü. Sancı. Sancı, düşünce kanserinin sonucu değildi aslında. Belki nedeniydi. Belki nedeni de değildi. Tekti o. Sancı. Kanserden bir yol yaparak yürüyordu sadece. Yolcu. Nereye varır sancının bu yolu?

“Felsefe, yolda olmaktır.” [1] => “Düşünmek yolda olmaktır.” => “Sancı, yolun kendisidir.”

Peki, yolun sonunu gören var mıdır?

Kim istediği hayatı yaşıyor?

Kim istediği hayatı tanıyor?

Kim, ne istediğini biliyor?

Kimin isteği kendisine ait?

Kimin istediği kendisine sahip?

Sancı dedik. En büyük sorunlardan birisi ne biliyor musunuz? Büyüyünce büyük adam olacağımıza inandırılmamız. Adam olmak nedir bildirilmeden, bilmeden çizdiler rotamızı. “Büyük adam olacaksın.” Dedelerimiz gururlandı hayatlarındaki en büyük “başarı”ları olan bizlere bakarak. “Sen büyük adam olacaksın.”

Fight Club’ta bir sahne vardı. “Hepimizi büyük adam olacağımıza inandırdılar.” Böyle değildi bu. Tamam buldum altyazı dosyasını.

 

“Etrafa baktığımda pek çok yeni yüz görüyorum.

Susun!

Bu dövüş kulübünün ilk iki kuralını çiğnediğiniz anlamına geliyor.

Burada yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. Bir potansiyel görüyorum. Ama heba oluyor. Lanet olsun bütün bir nesil benzin pompalıyor. Garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köleler olmuşlar. Reklamlara kanıp araba ve kıyafet kovalıyorlar.

Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp ihtiyaç duymadığımız şeyler alıyoruz.

Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Ne bir amacımız var ne de bir yerimiz. Ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı.

Bizim savaşımız ruhani bir savaş en büyük buhranımız hayatlarımız.

Televizyonla büyürken bir gün milyoner bir film yıldızı ya da Rock yıldızı olacağımıza inandık ama olmayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve çok ama çok kızgınız.”[2]

 

Adamlığı ne sandık?

Büyüklükten ne anladık?

Bize biçilen “büyük adam” kaftanını giymeye çalıştık. Kimimize bol geldi, kimimize defolu geldi. Sonra ne oldu? Bayramlıkları elinden alınan çocuklar gibi sancılandık.

Sancı. Saf sancı. Beyni içten içe kemiren, her zerreyi ufak ufak işgal eden ve çoğalan hastalıklı sancı.

Büyük adam olamadık. Büyüyünce anladık. Sanırım “adam”lığı yanlış anladık.

Sancı. Hastalık. Evet evet, sinsi bir hastalık. Benliği saran, düşünceleri yıkan, içeride kanayan ve sürekli çoğalan bir hastalık. Hah hah. Kabul edin. Hastayız. Hepimiz. Hepimiz hastayız. Hepiniz hastasınız! Çürüyoruz. Çürümüş et kokuyorsunuz. Hah, hah, hah.  Hastayız lan. Hepiniz hastasınız. Kabul edin. Bir kez olsun gerçekle yüzleşin. Hasta olduğunuz gerçeğiyle.

Sancımız, beyninizde yankılanırken, her hücrenizi “büyük adam olacaksın”, “büyük adam”, “büyük…” diye psikoza sokarken geçin aynanın karşına ve kabul ettiğiniz gerçekliği haykırın kendinize:

SENDEN Bİ SİKİM OLMAYACAK!

 

06.01.2017

[1]: Karl Jaspers (1883–1969)

[2]: 01:09:50 – 01:11:10 arası. http://www.turkcealtyazi.org/sub/287894/fight-club.html

Adam Olmak / Büyük Adam Olmak Üzerine Birtakım Sancılar” hakkında 1 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir