ilk-selfie

Hayatın Görselliği ve Mutsuzluk Arasındaki Bağlantı

Safları sık tutun. Bi şeyler yazacağım. Samsacığım, mevzilendin mi? Harekat için hazırız efendimiz. Güzel.

Twitter’daki troll hesabımdan yazmaya başlamıştım önce. Baktım mevzu Twitter için biraz uzun olacak, bloğa da bir süredir yazmıyorum, buraya yazayım dedim.

Konumuz: Manipüle Edilen Gerçeklik Algısı ve Mutsuzluk

KanalD spikeri gibi gireyim:

Sevgili izlekler, gün geçmiyor ki… bla bla bla…

Tamam, bu kadar geyik yeter.

Gün geçmiyor ki (ehehe) “sosyal medya insanları mutsuz ediyor”, “etkileşim depresyon vakalarını artıyor”, “boşanma oranlarındaki artış ve sosyal medya” gibi haberleri, yazıları görmeyelim. Ben görmüyorum diyen mağarada yaşıyordur sanırım. (amk bu tabirlerden de nefret ederim normalinde. Yaptıkları müthiş tespitin su götürmez gerçeklerini(!) vurgulamak için girilen ucuz edebiyat)

Bu yazılar/haberler haksız mı? Bence gayet de haklı. Falanca sitede X, Y, Z kişilerinin son derece huzurlu ve mutlu hayatını görünce kendi hayatlarımızdan yana olan memnuniyetsizliklerde artış olabilir mi? Gayet tabii. Filhakika … şaka şaka. Beceremem ben öyle ağdalı ifadeleri. Bunun uzun zamandır farkındaydım ama bugün başka bir şeyi fark ettim: Hayatın görselliği ve mutsuzluk arasındaki bağlantı. Nasıl ifade ama Samsa? Bi halta benzemiyor efendimiz. Peki.

Elbet sizler de düşünmüşsünüzdür, gözlemlemişsinizdir; ya hu bu ecnebi filmlerinde, filmleri geçelim fotoğraf karelerinde falan adamların memleketleri bir başka duruyor. Lan standart bi ev. Biraz bahçesi var. Etrafı yeşil. Evin mimarisi yerel mimari. Ha bi de İzlanda’da mesela. Başka bi şey yok. Bizim memlekette de var böyle evler, yaşam alanları, manzaralar. Ama neden orası daha çekici geliyor? Neden o fotoyu gördükten sonra çevreme bakınca lanet edercesine bakışlar bırakıyorum eşyaya? Ya da mesela geçenlerde bir haber gördüm. Rusya’da bir yer. Sıcak günler -30 °C falan. Bu sene -63 °C görmüşler. Her yer kış. Ehehe. Ya nolcaadı? İçimde oraya gitme isteği belirdi. 3-4 haftalık bir tatil için. Hatta düşünmedim değil, “acaba orda yaşayabilir miyim?” Ya hu, -63 °C olmasa da bizim Kars, Erzurum falan da fena değil yani. Git orada yaşa?

Bu arzunun birtakım psikolojik ve sosyal sebepleri olabilir. Mevcut çevremden memnun değilimdir, hayatımdan memnun değilimdir, yalnız kalmaya ve uzaklaşmaya ihtiyacım vardır vs. Ya da, ülkemizin yıllardır süren saçmalıklarından (“Ülkemizin ne saçmalığı varmış? Beğenmiyosan siktir git” diyecek kişiler iletişim sayfasından veya yorum kısmından duygu düşüncelerini diledikleri sertlikte dile getirebilir.) bunalıp, bazı sözlüklerin popüler başlıklarından olan “Türkiye’den siktir olup gitmek” eylemini icra etmek istiyorumdur. Ya da tamamen yabancı hayranlığı içinde, çıktığı kabuğu beğenmeyen emperyal devşirmelerden birisi olmuşumdur. Ya işte Sevimcim, doğu-batı sentezinde… bla bla bla… Bu yazıda bunlara değinmeyeceğim. Başka bir şeyden bahsedeceğim. Neydi o? Samsacım? “Hayatın görselliği ve mutsuzluk arasındaki bağlantı” idi efendimiz. Teşekkür ederim Samsacım.

Evet, hayatın görselliği ve mutsuzluk arasındaki bağlantı. Mevzu Türkiye, Rusya, İzlanda falan değilmiş. “Sen hâlâ anlamadın mı?” ehehe, politik mesajımızı da verdiğimize göre devam edebiliriz. Yok ya geçemeyeceğim. O tweeti atanın …

Geçelim.

Mevzu, kahvemizi Eyfel Kulesi’ne karşı içmek, Karayipler’de tur yapmak da değilmiş. Mevzu ulaşılmaz olana duyulan hasret ve sair değilmiş.

Mevzu, bize pazarlanan “ideal an” imiş. Meğer mevzu, içinde bulunduğumuz “an” imiş. Objektif hilesiymiş. Gayet de her yerde bulunabilecek mekânlarda yakalanan ve manipüle edilen fotoğraf kareleri imiş. Ulaşılabilir, hatta içinde olduğumuz anların üzerinde yapılan manipülasyonlarla o anların bize yabancılaştırılması, o anların ulaşılmaz gösterilmesi neticede “güzel olana” çekilen sürekli bir hasret imiş.

Örnek verelim.

Ablamız sevimlilik ile davetkârlık arasındaki bakışlarla bir poz vermiş. “Pazarlama aracı olarak kadın” mevzusuna başka zaman gireriz. Şimdiki mevzu başka. Gelelim bu ablamızın gerçek haline:

 

Vay anasını. Mekâna bak. Bildiğin bizim evin koridorunda çekmişler fotoyu. Düğünün en havalı kızının dayısının Kartal’ında annesinin kucağında evine dönmesini andırıyor bu fotoğraf bana.

 

İki fotoğraf arasındaki zibilyon tane farktan konuşmaya lüzum yok sanıyorum.

 

Çiftimizin mutluluğunu Allah daim etsin. İşte ideal çift. İşte ideal aşk dolu bakışlar. Ve ideal ışık. Ehehe.

 

Bir arkadaş bu kadar mutluluğu kaldıramamış olacak ki çiftin üzerine kusuyor. Işık nereye gitti? Kusan adamı saymazsak İsmail abiyle Aysu ablanın albümünden çıkmış gibi duruyor fotoğraf. Ama İsmail abinin gözler bu kadar çekik değildi sanki.

 

Vay be. Şöyle bi fotom olmadı.

 

Böyle bi fotom da olmadı. Hah hah.

 

Orman havası iyidir.

 

Yemin ediyorum dedemin bahçesi daha güzel. Gelin çay demleyeyim. Valla.

 

Örnekler kâfidir diye düşünüyorum. Ama şunu söylemem gerekiyor:

Bakın benim derdim fotoğrafçıların fotoğraflarını daha güzel gösterme çabası falan değil. Bu elbette olacak bir şey. Pastacı da pastasını süslüyor sonuçta. Benim derdim, hayatı fotoğraf karesinde aramaya başlamamız. “Hayatın görselliği ve mutsuzluk arasındaki bağlantı” derken bunu kastediyordum. Fotoğraflardaki gibi mükemmel bir dünyanın olmadığını gördüm. Çok memleketler gezdim, çok insanlar gördüm. Hah hah. Emekli alkolik dayı moduna girdim gene.

“Huzur” etiketiyle paylaşılan o şahane, sobalı, müstakil evde falan değil huzur. O evin bir benzeri bizim köyde de var. Fotoğraftaki anın değil, o evin diyorum, dikkat buyurunuz. Neyse uzatmaya gerek yok.

Ne anlattım ben ya?

Her neyse, nelveda…

 

18.01.2017

 

Not: Fotoğraflar https://www.ntv.com.tr/galeri/teknoloji/unlu-fotografcidan-sosyal-medya-itirafi,RoTEOC6-00aa0qdI611Vcw adresinden alınmıştır.

Hayatın Görselliği ve Mutsuzluk Arasındaki Bağlantı” hakkında 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir