Olmak, Oluş ve Kur’an’dan Çağrışımlar

Bir arkadaşla sabır, süreklilik, oluş üzerine konuşuyorduk. Konuşmanın biraz genişletilmiş halini yazmak istedim. Yazıya “Olmak, Oluş ve Kur’an’dan Çağrışımlar” dedim çünkü yazdıklarım çağrışımlardan ibaret. Belki her bir paragrafı delillendirmek için ayrı yazılar yazmak gerek. Buna ne gücüm, ne zamanım, ne zihnim ne de ilmim yeter. Adı üstünde çağrışım. Haliyle yazı nispeten dağınık ve kopuk oldu. Uzun süredir de yazmıyordum, daha düzgün bir yazıyla gelmek isterdim ama elde bu varmış, hayırlısı. Ama okuyanların zihninde belki başka çağrışımlara yardımcı olurum umuduyla yayımlıyorum. Hazırlamakta olduğum 2 yazı var. Umarım onlar daha düzenli, daha toplu, ayakları yere daha sağlam basan yazılar olur. Dualarınızı eksik etmeyin.

Aradan çekileyim, artık ilhama parazit katmamak gerek.

Hah hah “artık ilham”.. neyse …

“Olmak, Oluş ve Kur’an’dan Çağrışımlar”

Oluşun İlahî Sünnetliğine* Dair:

*Oluşun ilahi sünnetliğine dair: Bir arkadaşım (twitter.com/yigiithan114) sayesinde yanlış anlaşıldığını öğrendiğim bir kavram: Sünnetullah. Sünnetullah kavramı hakkında genellikle “Allah’ın doğaya koyduğu düzen, Allah’ın sınırlarını çizdiği ilkeler bütünü” gibi tanımlamalar yapılıyor. Oysa sünnettullah kavramını Kitab’taki bağlamıyla incelediğimizde ulaştığımız sonuç “uyarıcıları ısrarla reddeden, inkar eden ve küfürlerinde devamlı olan kafirler için azabın artık hak olması” gibi bir şeydi.

Yüzeysel incelemem sonucu ulaştığım sonuçsa şu: Sünnetullah’ın sözcük anlamında “düzene koyulan düzen” gibi bir anlamın da olduğunu düşünüyorum. Yani geleneksel anlayış(kimin geleneği bilmiyorum :)) da yanlış değil ama eksik gibi. Belki konu hakkında daha detaylı bir şeyler yazarım.

Sözcüğün kökü hakkında biraz daha konuşayım. Yazıda “İlahi sünnet” derken ki kastım “kafire azabın hak olması” değil, “koyulan düzen”dir. Şöyle ki; SÜNNET sözcüğünün kökü SNN’dir. Kökün birincil manası DİŞ’tir. Bu kökten “ISIRMAK” gibi sözcükler de türetilmiş. Isırdığını öğütürsün.

Kökten türeyen aşağıdaki ifadeler derdimi daha kolay anlatmama yardımcı olacak:

sennul hadid: demirin eritilip bileylenmesi

misenne: biley taşı, şekil veren araç

sunnetul vech: yüzdeki yol yol çizgiler

Bunlar ve bunlara benzer örneklerden yola çıkarak yazıdaki “sünnet” sözcüğünü “ilahi inşa projesinin; yürüdüğü yol, yürürken kişiyi bileylemesi – terbiye (Rabblik) etmesi” şeklinde anladım, o şekilde anlatmaya çalıştım ve o şekilde anlamanızı bekliyorum.

Gelelim konumuza:

Nahl 40: “Gerçek şu ki, bir şeyin olmasını istediğimizde ona “Ol!” dememiz yeterlidir; o da hemen oluş sürecine girecektir.”

Tekvir 29: “Âlemlerin Rabb’i Allah dilemedikçe siz dilemezsiniz.”

Yusuf 21: “[…]Allah murad ettiği işi başarıyla sonuçlandırandır[…]”

Ali İmran 54: “Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Ve Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.”

“Ol” deyince girilen “oluş süreci” edebiyat / şiir değil, ilahi sünneti, ilahi inşa sünnetini ifade eden bir vurgudur. Nahl 40 yazının omurgasını oluşturuyor arkadaşlar. Kalın yazılan ilk cümle, bundan sonra yazılacakların özetidir. Tekrar edeyim: “ol deyince girilen oluş süreci ilahî sünneti ifade eden bir vurgudur” Zira kendilerine şeytanların indiği şairler her vadide şaşkın şaşkın dolaşır ve olmaklardan, oluşa geçemez:

“Şeytanların kimlere indiğini size haber vereyim mi? Bütün iftiracı günahkarlara inerler. Onlar, kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar. Ve şu şairler; onlara azgınlar tabi olur. Onların her vadide nasıl şaşkın şaşkın dolaştıklarını görmüyor musun? Onlar yapmayacakları şeyleri söylerler. Ancak inananlar, salihatı yapanlar, her zaman Allah’ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar hariç. Zulmedenler, nasıl bir alt üst oluşla, alt üst olacaklarını yakında bileceklerdir” Şuara 221 – 227

“O halde, boşalır boşalmaz yeni bir işe koyulup yorul!” (İnşirah 7) emri de, kişiyi sürece, dahil olmaya, devinime çağırmaktadır.

İlahî Sünnet Gereği Şahısların da Süreçlerden Geçmesi Gerekli:

“Seni kendim için yetiştirdim ey Musa!” hitabına muhatap olabilmek için yapılması gereken doğmuş olmak mıydı yoksa nefes nefes teneffüs edilecek imtihanlarla yoğurulmak / pişmek miydi?

Taha 40 – 41: # “Hani kız kardeşin gidip, “Size, ona bakacak birisini bulmanızda yardımcı olayım mı?” demişti. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin diye seni annene geri döndürdük. Ve birisini öldürmüştün de seni sıkıntıdan kurtarmıştık. Ve seni çeşitli sınavlarla sınav yaptık. Sonra yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra takdirimiz gereği şimdi buradasın ey Musa!” # “Seni kendim için yetiştirdim

İsa’nın annesi İmran kızı Meryem de “bitki gibi yetiştirilmiştir.” (Ali İmran 37)

İnsanın yaratılışı anlatılırken de süreçten bahseder.

Rahman 1-4: “Rahman. Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti.” Bir de 5. Ayet var: “Güneş ve ay hesap iledir”

Kur’an öğretiliyor. İnsan sonrasında yaratılıyor. Çünkü öncesinde anılmaya değer bir şey değildi insan…

İnsan 1 – 3: #“Anılmaya değer bir şey değilken, insanın üzerinden uzun bir zaman gelip geçmedi mi?” # “İnsanı karışık bir nutfeden yarattık. Onu sınava tabi tutacağız; bu nedenle onu duyan ve gören bir varlık yaptık” # “Ona doğru yolu gösterdik. Ama isterse şükreden, isterse nankörlük eden biri olur”

Uzun konu, burada konuşmayacağım. Ama, beşerlikten insana geçiş vardır, ve insan basiret sahibi, ‘duyan’ bir varlıktır. İnsanlıktan öncesi anmaya değmez bir haldir.

Yaratılışı –gönül / kalp / akıl dirilişini- anlatan 4 ayetten sonra “güneş ve ay hesap iledir” denmesinin sebebi nedir ki? Oluş sürecine atıf olamaz mı?..

Ol deyince oluş sürecine girmek, bir işten boşalınca yenisine koyulmak ve peyderpey sınavlarla pişmek arasında ilişki olabilir mi?

Salat, Bir İlahî İnşa Projesidir

“Salatı ikame etmek” ifadesine “salatı yürürlülükte tutmak” manası veren birisini** görmüştüm. Yürürlülükte tutmak demek, salatını “oluş sürecine” katmak, salatla oluş sürecine katılmak demektir. Yoksa, vay o salat edenlerin haline ki onlar salatlarından gaflettedir. (Maun 4-5)  Salatın ahlaksızlıktan uzak tutması pişmek meselesidir. (Ankebut 45: “Kitap’tan sana vahyedileni oku ve salatı ikame et. Çünkü salat, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki Allah’ın zikri/Kur’an’ı daha büyüktür! Allah, neler yaptığınızı biliyor.”) Ham olandan ermiş olmuşluğu / olgunluğu beklenemez.

“Salatını “oluş sürecine” katmak, salatla oluş sürecine katılmak” ifadesinde kullandığım “kat” sözcüğü güzel bir sözcük. İsim hali makam, mevki, derece ifade eder. Aynı zamanda binaların bölümlendirilmesi için kullanılır. Fiil haliyle de dahil etmek, eklemek, karıştırmak gibi anlamlara gelir.

Gece inşasının emredildiği Müzzemmil suresinde bir ayette “gece kalk” ifadesi vardır. Bu aynı zamanda “geceyi kaldır” demektir: Gece inşa et ve geceyi inşa et ki gündüzün tesbih olsun. “gündüz sebh vardır”***

Furkan 25: “Gerçeği yalanlayan nankörler: “Kur’an ona bir defada ve topluca indirilmeli değil miydi?” dediler. Oysaki bu, onu kalbine iyice yerleştirelim diyedir. Onu düzenli bir şekilde pekiştire pekiştire okuduk.”

Kıyamet 16 -17: # “Onu aceleye getiresin diye dilini onunla hareketlendirme” # “Onu toplamak ve okumak bize düşer”

Taha 114: “Her şeyin gerçek egemeni olan Allah, yüceler yücesidir. Kur’an’ın sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce acele etme. “Rabb’im bana bilgiyi arttır.” de.”

Kıyamet 16 ve 17’nin bağlamı farklı olabilir, emin değilim. Dolayısıyla delil olarak almayabilirsiniz.

Salat sözcüğü için önerilen köklerden birisinin anlamı “kızarmak, ateşte kızarmak, pişmek”tir. Kızarmak, ateşte pişmek bir süreç işidir. Nakış nakış işlenen, nefes nefes gelişen bir süreçtir. Kur’an’ın peyderpey indirilmesinin sebebi de “gönüllere kazınması için” şeklinde ifade edilirken, müminlere bir emir de “onun sana vahyolunması tamamlanmazdan evvel acele etme”dir. Vahiy süreç işidir, süreç şarta bağlı olarak devam etmektedir ve eğer kul Allah’ı terk etmemişse, Allah kulunu terk etmemiştir.

Taha 126: “Allah buyurur: ‘Ayetlerimiz sana geldiğinde sen böyle unutmuştun; bugün de sen aynı şekilde unutuluyorsun.’” => Unutmana karşılık, unutuldun.

Duha 3: “Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.” => Yörüngede kalman şartıyla.

Salat sözcüğü için önerilen bir diğer kökünse “takipte olmak, yakın takipte olmak” olması, “pişmek”ten ayrı değildir. Takipte olmak demek, yörüngede kalmak demektir. Yörüngede kalmak için kullanılan bir kelime daha vardır: Tilavet. “Sana kitaptan vahyolunanı oku / Tilavet et ve salatı ikame et” (Ankebut 45) emrinin bireysel okumayı ifade eden kıraat sözcüğüyle değil, yörüngede kalmayı ifade eden Tela sözcüğüyle gelmesinin sebebi salat sözcüğünün “takipte kalmak” anlamına işaret olabilir.

Gece inşası için her gece yapılması emredilen tertil ile Kur’an okumasının (Müzzemmil suresi) bireysel okumayı ifade eden kıraat sözcüğüyle ifade edilmesininse ateşte kızarmanın inşa ediciliğine (yani salat sözcüğüne) işaret olduğunu düşünüyorum.

Müddessir 42-43: “Sizi Sakar’a sokan nedir?” “Biz salat edenlerden değildik”

Mearic 23: “Onlar salatlarında devamlıdır”

Yukarıdaki örneklerdeki salat sözcüğü belirlilik takısıyla gelmediğinden ritüel olan salatı ifade etmemektedir. Birisinde kafirler “biz yörüngede kalanlardan değildik, biz yakın takipte değildik.”derken, diğerinde müminlerin sıfatı olarak yörüngede devamlılık vurgulanmıştır.

Müddessir 43’e İslamoğlu’nun çevirisi hoşuma gitti:Biz Allah’la bağımızı koparmıştık

Gerçi doğru çeviri “Biz Allah’la bağlarında devamlı olanlardan değildik” gibi bir şey olmalı ama, en azından salat sözcüğünün manasını yansıtmış.

Peki Enbiya 22, Güneş ve Ayın hesap üzerine oluşuna, Ay’ın Güneş’i tilavet edişindeki şaşmazlığa ve insanın salatının yörüngede kalmak çağrışımına işaret olabilir mi?

Enbiya 22: “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı, (gökler ve yer) kaos içinde mahvolurdu: işte bu nedenle O her şeyden yüce olan Allah, O mutlak otorite sahibi, onların yakıştırdıkları her şeyin ötesindedir.”

Salatında devamlı olmayanlar / yakın takipte olmayanlar; tıpkı gezegenlerin, ayın, güneşin hesaplarından şaşacağı, fesada uğrayacağı “ilahlar ortamı” gibi bir ilahlar, otoriteler, cazibe ve çekim merkezleri mi edindiler? İş ve oluştan boşalır boşalmaz yenisine koyulma emrinin gelmesinin sebebi insanın kendisine oyalanacak şeyler bulma, çekim merkezleri bulma kapasitesi / potansiyeli sebebiyle midir? “İnsan tartışmaya meyillidir” ayeti bununla da alakalı olabilir mi? Merkezden kopup aralara sapmakla alakalı olabilir mi?

Oluş sürecinde devamlı olmayan Sekar’a gider. Salat sözcüğünün ifade ettiği “pişmek”le pişmeyen, Sekar’ın işaret ettiği ateşle yanar.

Ali İmran 191: “Onlar; ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarlarken, Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında düşünürler: ‘Ey Rabb’imiz! Sen, bunu boşuna yaratmadın, Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederiz. Bizi ateşin azabından koru.’”

=> Ali İmran 191. ayetteki “anışı”; olmaklardan oluşa geçiş, salatta kararlılık, tilavette süreklilik olarak düşünmeliyiz belki de.

Bakara 144: “Biz senin yüzünü gökyüzüne çevirip durduğunu görüyorduk. İşte şimdi seni kesinlikle razı olacağın bir kıbleye döndürüyoruz: Artık yüzünü Mescid-i Haram’dan yana çevir! Siz de nerede olursanız olunuz yönünüzü o yana çeviriniz! Kendilerine daha önce vahiy emanet edilmiş olanlar, bu emrin Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu iyi bilirler: Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.”.

Duha 5: “Rabbin sana verecek de sen hoşnut olacaksın”

Olmak, oluşa dahildir. Razı olmak da bundan ayrı düşünülemez. Fecr 28: “Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak!”

Razı olunacak kıble nedir?

Kıblenin bir manası da, “yönelinen yön”dür. Bakara 148’deki “vech” ifadesiyle rabbe dönmek, razı olunacak kıble arası ilişki olduğunu düşünüyorum: Bakara 148: “Herkesin yöneldiği bir yönü vardır. Öyleyse siz de yararlı işler yapmada birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah hepinizi bir araya getirir. Kuşkusuz, Allah Her Şeye Güç Yetiren’dir.”

Ayın güneşi tilavet etmesi demek, ayın güneşin yörüngesine girmesi olduğu kadar; ayın güneşten aldığı ışığı yansıtmasıdır da. Kıbleye, razı olacağımız kıbleye yönelmek kıbleyle nurlanalım diyedir. Çünkü kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.

Rad 28: “Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile tatmin olanlardır. Kalpler, ancak Allah’ın zikri ile tatmin olur.”

Allah’ı anmayan kişi, ilahi inşa sürecine dahil olabilir mi?

Secde 14: “Bu gününüzü unutmuş olmanın karşılığını tadın. Kuşkusuz, biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınıza karşılık o uzun süreli azabı tadın!”

Unutmamak, hatırda tutmak, yörüngede kalmak kişinin öz benliğini hatırlaması için de gerekli:

Rum 30: “O halde sen yüzünü, bir hanif olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değiştirme olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çokları bilmiyorlar.”

Yörüngede kalmayan, Nur ile buluşmayan Ay, ne iş yarar? Kimin yörüngesine girer? Hangi karanlıklarda savrulur gider?

Haşr 19: “Aman ha, kendileri Allah’ı unutan, bunun sonucu olarak da Allah’ın kendilerini bizzat kendilerine unutturduğu sorumsuzlar gibi olmayın! İşte onlar, evet onlardır yoldan sapanlar.”

Sonuç

Birbirinden kopuk, bütün olamayan yazının bütününden değil de tümünden çıkardığım sonucu aslında kısmen “İnşirah ve Evrim” adlı yazımda anlatmışım. “ne yani evrim şen kahkahalarla mı ilerledi?” diye sormuştum.

Özetle; boş kalmamak, zikirle meşgul olmak, geceyi inşa edip gündüzü tesbih kılmak, salatla pişip yörüngede kalmak önemli, çok önemli. Tüm bunlar birbiriyle bağlantılı. Sonuç kısmını geçenlerde öğrendiğim bir sözcükle bitirmek istiyorum.

ZFR kökü. Bu kök Kur’an’da Enam 146’da “tırnak” ve Fetih 24’te “zafer” anlamında 2 kez geçiyor. Tırnak ve zafer arası ilişkiyi “ava tırnağını geçirmek” şeklinde kurmuşlar****. Sözcüğü duyduğumda aklıma gelen ilk şeyse; zaferin tırnaklarla kazıya kazıya elde edildiğiydi… Kim bilir belki de bu tanım daha doğrudur…

Yörüngede kalın 😉

Dipnotlar:

**“Salatı yürürlülükte tutmak” anlamı hakkında: https://www.youtube.com/watch?v=QkzyHFl9NlQ

*** “gündüz sebh vardır” ifadesi: Mehmet Okuyan’dan alıntı yapıyorum: sebh ve tesbih sözcükleri aynı kökten gelmektedir. Surenin 7. ayetinde geçen ifadeye “iş” anlamı doğru olmakla beraber Allah’ın kelime seçiminde müthiş bir incelik vardır. “Meşguliyet” sözcüğü için sebh yerine şuule denilebilirdi. Ama bu seçim (sebh seçimi) ayete “gece inşasından sonra gündüzün tesbihe dönmesi” detayını katmaktadır.

****Rağıb el İsfahani – Müfredat ظفر

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.