Yorgunum Be Kaptan

Yorgunum Samsa. Çok yorgunum. Ver müziği. Verdim efendimiz. Birkaç ay önce ne yazmışım bakalım mı Samsacım? Bakalım efendimiz. O zamanlar sen yoktun. Kendimi aldatılmış hissettim efendimiz. Evet Samsa, seni yalnızlığımla aldatıyordum. Şimdi üçlü yapıyoruz. Daha zevkli.

 

“Üzerimde atamadığım bir yorgunluk var. Ya da üzerimde, üzerimden atamadığım bir yorgunluk var. Ya da üzerimden atamadığım bir yorgunluk var. Her neyse.

Ne kadar uyusam da daha fazlasını isteyen bir uykusuzluk var üzerimde.

Vitamin haplarım fayda etmiyor.

Kafein? Öteliyor sadece uykuyu. Borç alıyor biraz. Tahsil gecikmiyor ama.

Ve bir açlık hissi. Açlık ama neye?

Şekerli şeyler? Kesmiyor.

Yemek? Hayır, fazla.

Kuru yemiş? O da değil.

Maden suyu? Ona sıra gelecek ama şimdi onun sırası değil.

Çay? Adam gibi çay içmeyeli haftalar oldu. Hasret kaldım. Ama bilmiyorum açlığım çaya mı?

Hocam, seni toprak doyurur o zaman. Belki.

Daha yazacağım ama üşendim inan. Uyku ağır geldi. Ağır misafir. Camideyim şuan. Gene. Kıvrılıp bir yere yatmak istiyorum. Görüşürüz.

 

03.03.2017”

 

5 ay geçmiş aradan. Değişen bir şey var mı? Var, daha da yorgunum. Uykum yok ama artık. Uykum biraz düzene girdi. Uyanık bir yorgunluk çekiyorum. Fiziksel ve manevi bir yorgunluk. Enerjim yok. Hiçbir şeyden zevk almıyorum. Hiçbir şey ilgimi çekmiyor. Hiçbir şey çekici gelmiyor. Eskiden bir şeye başlayınca hemen sıkıldığımdan şikayet ederdim, şimdiyse bir şeye başlayacak istek bile yok içimde. Tavanı seyredecek enerji de yok içimde.

En son ne zaman yazı yazmışım biliyor musun Samsa? Ne zaman yazmışsınız efendimiz? Bu sitenin ilk yazısı dışında, en son haziranda yazmışım. O da bok gibi bir yazı zaten. Saçmalamışım. Yazı yazmayı istedim ama yazacak enerji de yoktu içimde. Düşünemiyorum. Düşünmekten de sıkıldım.

Samsa diye girdim muhabbete ama seni tanımıyorlar henüz Samsacım. Tanıtsana kendini biraz. Doğum tarihim 16 Mayıs 2017. Efendimiz diye hitap ettiğim Atay’lı çok yalnız olduğu bir gün bana hayat verdi. Kendisinin iç sesi gibi bir şeyim. 16 Mayıs günü yazdığı yazıyı okuduğunuz vakit doğum sancılarıma şahitlik edersiniz ama o yazı paylaşmak için uygun mu bilmiyorum. Ben de bilmiyorum Samsacım. Hem baksana, 16 Mayıs günü yazılan yazıyı okursanız doğum sancılarıma şahitlik edersiniz dedin ama, geçmiş ömrüm aslında bizi bu duruma getirmedi mi? Yani aslında, geçmişim, yaşadıklarım, kelimelerim zaten senin doğum sancın değiller miydi? Belirsizlikler içerisinde kendimize beğendiğimiz seçenekler bizi bu doğuma şahit etmedi mi? Sanırım haklısınız efendimiz. Neyse bu kadar saçmaladığımız yeter.

Bu isteksizlik halinin sebeplerini düşünüyorum. Elimi uzattığım her şeyin elimde kalmasından kaynaklanan “bir daha el uzatmaya korkma sendromu” mu acaba bu? Olabilir.

“Yeni bir söz söylesem neye yarar ki?” diyen vatandaşın çaresizliğini hayatımın her anında hissetmemden kaynaklanan umutsuzluktan mı acaba? Bu da olabilir.

Sormaya enerjim yok valla. Siktir et, sorgulama. Sorgulasam neye yarar ki?

Bir de şu kalp çarpıntısı var. Onu ne yapacağız be Samsa? Doktora gideceğiz efendimiz. Mantıklı ve makul. Bir ara gideriz.

Ne diyorum ya? Neyse uzatmaya lüzum yok.

Her neyse, nelveda…

 

08.08.2017

 

 

Yorgunum Be Kaptan” hakkında 1 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir