Yalnızlık Konuşmaları

Yine hüzün çöktü. Yalnızlık kötü bir şey be. Şizofrene bağladım oğlum. Kendimle bildiğin muhabbet ediyorum. Yalnızlığımın sebeplerini düşünüyorum bazen. Yalnızlık nedir ki hem? Arkadaşlarım var mı? Var. Sayılır yani. Ya hu, yalnızlık arkadaşa sahip olmamak değildir ki. Yalnızlık dosta sahip olmamaktır. Yalnızlık, her şeyini paylaşabileceğin birilerine sahip olmamaktır.

Klasik erkek muhabbetlerini sevmiyorum. Nefret ediyorum. Futbol, karı kız ve siyaset üçgeninde laf çevirip duruyorlar.

Futbolu sevmiyorum. Arada Alman ligini izliyorum gerçi. Adamlar güzel oynuyor. Ama fikstür takip etmek, oyuncu takip etmek falan anlamsız geliyor bana. En nihayetinde futbol takımları birer şirket, futbolcular da şirketin paralı elemanı. Bundan ibaret oğlum futbol dediğin şey. Fanatikliğin neye senin? Stadyuma gidip maç izler miyim? Belki önemli bir milli maç olursa ya da yıllar önce babamdan görüp de, taraftarı olduğum ama taraftarlığımı seçmediğim takımın Avrupa kupası final maçı falan olursa giderim. Zevkli olur bir kere. Ama lütfen abicim, sabah akşam futbol konuşmak, saatlerce maç kritiği yapmak da neyin nesi?

Karı kız muhabbetine gelince, bir kere karı kız ikilemesi ne kadar kaba bir ikileme değil mi? Milletin karısına kızına mı bakıyorum arkadaşım? Falan kız güzelmiş. Allah sahibine bağışlasın (dilimize yerleşmiş söz öbeğine bak. Mal alıyorsun sanki. Aslında sahip olayı o şekilde düşünülmemeli sanki. İki kişi birbirine bir ahit verdiği zaman, aynı yatağı paylaştığı zaman birbirlerine ait olmuyor mu zaten? Tamam, birbirlerine ait oluyor olabilirler ama birbirlerine sahip oluyorlar mı? Hmm, sahiplik başka şey, aitlik başka şey. O zaman sözü değiştirelim. Allah ait olduğuna bağışlasın. Hmm, oldu mu? Belki.), ne diyeyim? Ya da falan kız bla bla bla. Bir erkeğin kadınlar hakkında bu şekilde konuşması edepsizliğin zirvesidir bence. Ya da zirveyi zorlar diyelim. Hayvan mısın da milletin kızına bakıyorsun oğlum? Bunu yapan zihniyetsizlerin kız kardeşlerine birisi o şekilde yaklaşsa ortalığı yakarlar, namus timsali kesilirler. İki yüzlülüğün daniskası. Daniska ne demek acaba?

Gelelim siyasete. Benim düşünce yapımda eleştirilemez adam yoktur arkadaşım. Din adamı olur, cemaat olur, kitap olur, siyasetçi olur, hiç fark etmez. Bu yapım da pek hoş karşılanmıyor haliyle. Siyaset konuştuğumuz zamanlar işin sonu genelde hoş olmayan tartışmalara çıkıyor. İlgili arkadaşla aramıza mesafe giriyor. Hoş değil yani. Mümkün mertebe herkesle konuşmuyorum ben de siyaseti. Beni anlayabilecek adamla konuşmayı tercih ediyorum. Anlasın derken, beni alkışlasın demiyorum. Ne demek istediğimi anlasın, anlasın ve gerekirse fikirlerimi yerden yere vursun. Ağzıma sıçsın. Ama ipe sapa gelir fikirleriyle yapsın bunu. Ben de, “haklısın birader” deyip, ufkumu genişleteyim.

E bu 3 konu dışında erkek milletinin konuştuğu pek bir şey olmuyor. Yani ortalama erkeklerin diyelim. Ortalama üstü kişilerle zaten muhabbet alıyor başını gidiyor. Birader gel senle siyaset felsefesi üzerine konuşalım. İdeal devlet düzeni hakkında konuşalım. Kadın erkek ilişkilerine, hatta kadın-kadın, erkek-erkek ilişkilerine sosyolojik ve psikolojik açıdan yaklaşalım. Fanatik futbol taraftarlığının sebeplerini irdeleyelim. Futbolun ekonomik yönünü konuşalım. Kısır konuşmaların dışına çıkalım be.

İşte kısır konuşmaların dışına çıkabildiğim kişilerin olmaması durumuna yalnızlık diyorum ben. Bir derdin olduğu zaman bunu anlayıp ona göre davranabilecek birisi yoksa çevrende, ya da bir derdin olduğu zaman gönül rahatlığıyla içini açabileceğin birileri yoksa çevrende yalnızsın arkadaşım. Bir laf ediyorsan, ve bu lafı konuştuğun kişi resmen götünden anlıyorsa, ve bu her daim oluyorsa, velhasıl karşındaki adamla ortak frekansı tutturamıyorsan yalnızsın arkadaşım.

Bir süre sonra, seni anlamayan o kişilerle arana set çekiyorsun. İşte o zaman tam anlamıyla yalnız oluyorsun. Sanırım ben şu an o durumdayım. Hayır yani, sıkıntım olduğu zaman beni dinleyip anlayamayacak, saçma salak yorumlar yapıp sıçıp sıvayacak birisiyle normal bir anımda çıkıp da ne konuşayım? Neden konuşayım? Konuşursan da rol yapıyor olacaksın. Sahte güleceksin. İki yüzlü olacaksın. İki yüzlülüğü midem kaldırmıyor benim. Hele kendi iki yüzlülüğümü fark ettiğim zaman kendimden nefret ediyorum. İşte bu yüzden yalnızım. Bu yüzden şizofrene bağladım. Bu yüzden Samsa’yla konuşuyorum.

Sevgi verip hüzün aldığım kişileri düşünüyordum. Siktir edildiğim kişileri düşünüyordum. Arada bir onlarla tekrar iletişime geçme isteği oluyor içimde. “Arasam mı, ne desem, yazsam mı, ne yazsam?” falan diye düşüncelere boğulup paragraflarca diyaloglar hayal ediyorum kafamda. Sonra tüm bu isteğin çaresizlikten, denize düşüp sarılacak yılan arama derdimden kaynaklandığını fark edip kendime acıyorum bir güzel. Oğlum adam seni siktir etmiş taammüden. Ne demeye düşünüyorsun hâlâ? Bu kadar mı düştün? Bu kadar mı acınası birisisin? Kendine saygın yok mu senin? Neden birkaç kişiye takılıp kalıyorsun? Yalnızlıktan takılı kalıyorum aslında. Amına koyum kuyruğunu yakalamaya çalışan köpek gibi dönüp duruyorum düşüncelerimde.

Bilmiyorum bu işin sonu ne olacak? Sonum ne olacak?

Ne mi olacak?

Bi bok olmayacak.

 

02.06.2017

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir